I. Giriş
27 Eki 2026
Motorlu araç işletilmesinden kaynaklanan maddi zararlar arasında, onarım giderinin yanı sıra en sık uyuşmazlık konusu olan kalem, kaza sonucu araçta meydana gelen değer kaybıdır. Teknik olarak eksiksiz bir onarım yapılmış olsa dahi, hasar kaydı bulunan bir aracın ikinci el piyasada hasarsız emsallerine nazaran daha düşük bedelle alıcı bulduğu tartışmasızdır.
Uygulamada sigorta kuruluşlarının değer kaybı taleplerini, idari düzenlemelerle getirilen hesaplama esaslarına dayanarak oldukça sınırlı tutması, söz konusu kalemi yargı mercilerinin gündeminde süregelen bir uyuşmazlık alanına dönüştürmüştür. Çalışmamızda, araç değer kaybının hukuki niteliği, tespitinde uygulanacak yöntem, talebin sınırları ve usule ilişkin meseleler Anayasa Mahkemesi kararları ile Yargıtay’ın güncel içtihadı ışığında ele alınacaktır.
II. Değer Kaybının Hukuki Niteliği ve Dayanağı
Yargıtay’ın müstekar içtihadına göre değer kaybı, aracın trafik kazası sonucu hasarlanıp onarılmasından sonraki değeri ile hiç hasarlanmamış hâldeki değeri arasındaki farktır. Bu fark, zarar görenin malvarlığında haksız fiil nedeniyle meydana gelen ve onarımla giderilemeyen fiilî bir azalmayı ifade eder. Bu niteliğiyle değer kaybı, doğrudan zarar kapsamında kalan bir maddi zarar kalemidir.
Talebin dayanağını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümleri ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun işletenin tehlike sorumluluğunu düzenleyen 85. maddesi ve zorunlu mali sorumluluk sigortasına ilişkin 91 ve devamı maddeleri oluşturur. Zarar görenin uğradığı zararın bütünüyle giderilmesini öngören tam tazmin ilkesi, onarım bedelinin ödenmesiyle yetinilmeyip piyasa değerindeki azalmanın da tazmin edilmesini zorunlu kılmaktadır.
Kavram, uzun süre yalnızca içtihat yoluyla şekillenmiş; daha sonra Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nda, zarar gören araçta meydana gelen değer kaybının maddi zararlar teminatı kapsamında olduğu açıkça hükme bağlanmıştır.
III. Değer Kaybının Tespitinde Uygulanacak Yöntem
Değer kaybına ilişkin uyuşmazlıkların özünü, zararın hangi yöntemle tespit edileceği meselesi oluşturmaktadır. Sigorta kuruluşları uzun süre Genel Şartlar ekinde yer alan formüle dayanmış; bu formülün, değişen ve onarılan parçaların niteliğine, aracın kilometresine ve yaşına bağlı katsayılar nedeniyle çoğu zaman gerçek piyasa kaybının çok altında sonuçlar verdiği ya da hiç değer kaybı oluşmadığı sonucuna götürdüğü görülmüştür.
Anayasa Mahkemesi, Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinde sigortacının sorumluluğunun kapsamını genel şartlara bırakan düzenlemeleri önce 17.07.2020 tarihli, E.2019/40, K.2020/40 sayılı kararıyla, ardından kanun koyucunun bu boşluğu doldurmak amacıyla yaptığı değişikliği de 29.12.2022 tarihli, E.2021/82, K.2022/167 sayılı kararıyla iptal etmiştir. Mahkeme, zorunlu mali sorumluluk sigortasından doğan borcun kapsamının kanunla belirlenmesi gerektiğini, idarenin her zaman değiştirebileceği genel şartlara bırakılmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu vurgulamıştır. Bu kararlar karşısında, Genel Şartlar ekindeki formülün değer kaybının tespitinde bağlayıcı bir ölçüt olarak uygulanması artık mümkün değildir.
Yargıtay ise değer kaybının, aracın markası, modeli, yaşı, kilometresi ve hasar gören aksamı dikkate alınarak kaza tarihindeki hasarsız ikinci el piyasa rayici ile onarılmış hâldeki ikinci el piyasa rayici arasındaki fark esas alınarak belirlenmesi gerektiğini öteden beri ilke olarak benimsemektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, bir kanun yararına bozma kararında, bilirkişi raporunda Yargıtay uygulamasına göre hesaplama yapan seçenek yerine genel şartlara göre hesaplama yapan seçeneğin hükme esas alınmasını açıkça hukuka aykırı bulmuştur.
Kanaatimizce bu yaklaşım, tam tazmin ilkesinin zorunlu bir sonucudur. Zira değer kaybı soyut bir hesap büyüklüğü değil, zarar görenin malvarlığında somut olarak gerçekleşen bir azalmadır ve ancak gerçek piyasa verileriyle ölçülebilir. Bu itibarla bilirkişi raporlarının emsal araç verilerine dayanan, denetime elverişli ve gerekçeli olması gerekir; formüle dayanan raporlar hükme esas alınmaya elverişli değildir.
IV. Tazminat Talebini Sınırlayan veya Ortadan Kaldıran Hâller
Değer kaybı her hasarlı kazada kendiliğinden doğmaz; zararın varlığı ve kapsamı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir.
Öncelikle aracın kaza öncesinde de hasar görmüş olması, talebi tek başına ortadan kaldırmaz. Yargıtay uygulamasında değer kaybı oluşmadığı sonucuna varılabilmesi için, aracın önceki kazalarda aynı bölgeden hasar görmüş olması koşulu aranmaktadır. Bu nedenle sigorta kuruluşlarınca sıklıkla ileri sürülen, aracın hasar kaydı bulunduğu yönündeki genel nitelikli savunmalar, aynı aksamı ilgilendirmedikçe sonuca etkili değildir. Aynı hasar için mükerrer değer kaybı talebi ise sebepsiz zenginleşme yasağı gereği kabul edilmez.
Ağır hasarlı (pert) kabul edilen araçlarda zarar, aracın piyasa rayicinden sovtaj bedelinin düşülmesi suretiyle tazmin edildiğinden, ayrıca değer kaybı talep edilemez. Zira bu hâlde araç ekonomik bütünlüğünü yitirmiş olup zarar artık değer kaybı olarak değil, aracın bütünüyle kaybı olarak nitelendirilir.
Tazminat, TBK’nın 51 ve 52. maddeleri çerçevesinde kusur durumuna göre de belirlenir. Tam kusurlu taraf değer kaybı talep edemez; müterafik kusur hâlinde tazminat kusur oranında indirilir. Bunun yanında kasko sigortası bir zarar sigortası olup, poliçede özel teminat bulunmadıkça sigortalının kendi kasko sigortacısından değer kaybı talep etmesi mümkün değildir. Son olarak, çok hafif nitelikteki kozmetik onarımlarda teknik inceleme sonucunda piyasa değerinde bir azalma bulunmadığı da tespit edilebilir.
V. Sorumluluk ve Husumet
Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesi uyarınca motorlu aracın işleteni, aracın işletilmesinden doğan zararlardan sürücü ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Bu itibarla değer kaybı talebi kusurlu sürücüye, araç işletenine ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısına birlikte veya ayrı ayrı yöneltilebilir. Sigortacının sorumluluğu, kaza tarihinde yürürlükte bulunan poliçe teminat limiti ile sınırlı olup, limiti aşan zarar bakımından sürücü ve işletenin sorumluluğu devam eder.
Değer kaybı ile sıklıkla birlikte talep edilen araç mahrumiyet bedeli ise farklı bir hukuki rejime tabidir. Aracın onarımda kaldığı süre boyunca kullanılamamasından doğan zarar, Yargıtay uygulamasında dolaylı zarar olarak nitelendirilmekte ve zorunlu mali sorumluluk sigortası teminatı dışında kabul edilmektedir. Bu nedenle mahrumiyet bedeli ile ticari araçlara özgü kazanç kaybının sigortacıya değil, sürücü ve işletene yöneltilmesi gerekir. Husumetin bu ayrıma göre doğru kurulması, davanın kısmen husumet yokluğundan reddedilmesi riskini bertaraf edecektir.
VI. Usule İlişkin Meseleler
1. Sigortacıya Başvuru Şartı
Karayolları Trafik Kanunu’nun 97. maddesi uyarınca zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı olarak başvurması bir dava şartıdır. Sigortacının başvuru tarihinden itibaren on beş gün içinde yazılı cevap vermemesi veya verilen cevabın talebi karşılamaması hâlinde zarar gören, dava açma ya da 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu çerçevesinde Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvurma yollarından birini seçebilir.
Yargıtay, bu dava şartını şeklî bir engel olarak değil, amacı doğrultusunda yorumlamaktadır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, dava öncesinde ihtiyari arabuluculuk yoluna gidilen bir olayda, sigorta kuruluşunun rizikonun gerçekleştiğinden ve kapsamından bu suretle haberdar olduğunu, dolayısıyla madde ile güdülen amacın gerçekleştiğini kabul etmiştir (Yargıtay 4. HD, 2023/12689 E., 2024/4378 K.). Daire’nin 2026 tarihli kararlarında da sigortacının katıldığı arabuluculuk sürecine ilişkin son tutanağın yazılı başvuru şartını karşıladığı yönündeki görüş sürdürülmüştür.
2. Dava Şartı Olarak Arabuluculuk
Sigorta kuruluşuna karşı açılacak davalarda dava şartı arabuluculuğun uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalıdır. Uygulamada hâkim görüş, uyuşmazlığın ticari dava niteliği nedeniyle TTK’nın 5/A maddesi uyarınca dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasının zorunlu olduğu yönündedir. Buna karşılık Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2021/14429 E., 2021/5729 K. sayılı kararında, 6325 sayılı Kanun’un 18/A maddesinin on sekizinci fıkrası uyarınca özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvuru zorunluluğu öngörülen hâllerde dava şartı arabuluculuk hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.
İçtihattaki bu farklılık karşısında, hak kaybına uğramamak bakımından sigortacıya karşı dava açılmadan önce arabuluculuk yoluna başvurulmasının en isabetli yol olduğu kanaatindeyiz. Sürücü ve işletene karşı açılacak davalarda ise zorunlu arabuluculuk söz konusu değildir; Sigorta Tahkim Komisyonu yolu tercih edildiğinde de arabuluculuğa başvuru gerekmez.
3. Görevli Mahkeme
Sigorta kuruluşuna karşı açılan değer kaybı davaları ticari dava niteliğinde olduğundan Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir. Yalnızca sürücü ve işletene karşı açılan davalarda ise genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi’dir.
4. Belirsiz Alacak Davası
Değer kaybının miktarı ancak bilirkişi incelemesi sonucunda kesinlik kazandığından, zarar görenin dava açarken alacağın miktarını tam olarak belirleyebilmesi kendisinden beklenemez. Yargıtay, değer kaybı ve araç mahrumiyeti zararının HMK’nın 107. maddesi kapsamında belirsiz alacak davasına konu edilebileceğini kabul etmektedir. Nitekim 19 Şubat 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararında bu husus teyit edilmiş; ayrıca sürücü belgesine el konulmuş olmasının, kaza sırasında sürücü konumunda bulunmayan araç malikinin tazminat talebine engel teşkil etmeyeceği vurgulanmıştır.
VII. Zamanaşımı, Temerrüt ve Faiz
Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesi uyarınca motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde kaza tarihinden itibaren on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Fiilin aynı zamanda suç teşkil etmesi ve ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüş olması hâlinde bu süre uygulanır.
Haksız fiil faillerinin, yani sürücü ve işletenin, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte temerrüde düştüğü kabul edilir. Sigorta kuruluşunun temerrüdü ise kural olarak usulüne uygun başvurunun ve kanunda öngörülen ödeme süresinin dolmasına bağlıdır. Faiz türü bakımından, hasar gören aracın hususi nitelikte olması hâlinde yasal faiz, ticari araçlar bakımından ise ticari avans faizi talep edilebilecektir.
VIII. Sonuç
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları ve Yargıtay’ın istikrar kazanmış içtihadı ile birlikte, araç değer kaybının idari düzenlemelerle belirlenen formüllerle değil, gerçek piyasa koşullarına göre tespit edilmesi gerektiği ilkesi hukukumuzda kesinlik kazanmıştır. Bu yaklaşım, tam tazmin ilkesinin ve sigortacının sorumluluğunun kanunla belirlenmesi gerekliliğinin doğal bir sonucudur.
Bununla birlikte değer kaybı talepleri, başvuru şartı, arabuluculuk, husumet ve zamanaşımı gibi usule ilişkin meseleler bakımından titizlik gerektiren bir alan olmaya devam etmektedir. Talebin sonuç doğurabilmesi; sigortacıya usulüne uygun başvuru yapılmasına, husumetin değer kaybı ile mahrumiyet bedeli arasındaki ayrıma göre doğru kurulmasına ve formüle dayalı bilirkişi raporlarına karşı Anayasa Mahkemesi kararları ile Yargıtay içtihadına dayanılarak etkin biçimde itiraz edilmesine bağlıdır. Her somut olayın kusur durumu, aracın hasar geçmişi ve piyasa koşulları bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğinden, sürecin hukuki destekle yürütülmesi zarar görenin menfaatine olacaktır.
Bu makale genel bilgilendirme amacı taşımakta olup hukuki mütalaa niteliğinde değildir.
Av. Gül ÖZTÜRK
Kaynakça
- Anayasa Mahkemesi, 17.07.2020 tarihli, E.2019/40, K.2020/40 sayılı karar (RG 09.10.2020, 31269).
- Anayasa Mahkemesi, 29.12.2022 tarihli, E.2021/82, K.2022/167 sayılı karar (RG 14.02.2023, 32104).
- Yargıtay 4. HD, 2021/14429 E., 2021/5729 K.
- Yargıtay 4. HD, 2023/12689 E., 2024/4378 K.
- Yargıtay 4. HD, değer kaybı ve araç mahrumiyeti zararına ilişkin karar (RG 19.02.2026)
- Yargıtay 4. HD, değer kaybına ilişkin kanun yararına bozma kararı
- Antalya BAM, 06.07.2026 tarihli, 2024/1685 E., 2026/1029 K.
- Trafik Sigortası Genel Şartlarına Göre Destekten Yoksun Kalma Tazminatı ve Hesaplama Örneği (Marmara Üniversitesi)



